“MECAZ”  EKİBİNDEN DÜNYA KLASİKLERİNE  BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRECEK 8 ROMAN(4. SAYI)

“MECAZ”  EKİBİNDEN DÜNYA KLASİKLERİNE  BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRECEK 8 ROMAN  (4. Sayı)

  1. İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ ( Charles Dickens)
  2. SEFİLLER ( Victor Hugo)
  3. KARAMAZOV KARDEŞLER ( Fyodor Mihayloviç Dostoyevski)
  4. GÜN OLUR ASRA BEDEL (Cengiz Aytmatov)
  5. BEYAZ GECELER ( Fyodor Mihayloviç Dostoyevski)
  6. BABALAR VE OĞULLAR ( Ivan Sergeyeviç Turgenyev)
  7. SUÇ VE CEZA ( Fyodor Mihayloviç Dostoyevski)
  8. BİR İDAM MAHKUMUNUN SON GÜNÜ ( Victor Hugo)

DÖNÜŞÜM

Bu eserde toplumsal ilişkilerin değişmesinden kaynaklanan sorunlar eleştirel bir biçimde incelenmiştir. Bu öyküde yabancılaşmanın kaynağında daha çok ekonomik nedenlerle bireyin kendisine yabancılaşmasından bahsedilmiştir. Bence hikâyedeki karakterlerin her biri toplumdaki farklı üyeleri temsil etmektedir.

Samsa sanayi toplumunun yalnız ve çaresiz bir üyesidir. Zor şartlar altında çalışan bir pazarlamacıdır.

Gregor böceğe dönüşmeyi pek büyük bir sorun olarak görmemişti. Böceğe dönüşmüştü ancak bilinci hala yerindeydi. Onun için en büyük sorun işini kaybetmesiydi. Bu yüzden de böceğe dönüşse dahi işe gitmek için oldukça çabaladı. Ağzıyla odanın kapısını açtı. Kendisini bekleyen temsilcinin yanına gitmek için çabaladı. Gregor firma temsilcisi ile beraber büroya gitmek istiyordu. Ancak çok yavaş ilerlediği için geri dönmek mecburiyetinde kalmıştı.  Firma temsilcisinin önemsediği tek şey Gregor’un doğru vakitte işe gelmesiydi. Onun için Gregor’un değerini belirleyen şey yaptığı işti. Gregor’un gelmeyeceğini anladığı anda hemen uzaklaştı.

Gregor, modern toplumda bireylerin toplum içindeki yerlerine karşılık gelmektedir. Kişi yerine getirdiği işi ile özleşmektedir. İnsanın önemi yaptığı işle ölçülerek kişinin insanlığı göz ardı edilmektedir.

Gregor annesine babasına ve kız kardeşine bakmakla yükümlüydü. Bir başına ailenin geçimini sağlıyordu. Gregor’un işsiz kalması aile fertlerinin ona verdiği değerin azalmasına sebebiyet verdi.  Bu durum da modern toplumda kişinin yaptığı iş ile ölçüldüğünü gösterir.

Gregor’un babasıyla ilişkisi de iyi değildir. Evde her an babasının bastonuyla ezilip öldürülme tehdidi altındadır. Bir gün babası tarafından elma bombardımanına tutulur. Burada atılan üç elma Hıristiyanlıktaki teslis inancına atıfta bulunmaktadır.

Gregor çok kötü ve merhamet edilmesi, acınması gereken bir durumda olmasına rağmen babası ona oldukça kötü davranmaktadır. Böceğe dönüştükten sonra çok daha ezik hale gelen Gregor, böceğe dönüşmeden önce de ezik olsa da aileye para getirdiği için ilk plandaydı. Bu da bize modern toplumda aile içindeki ilişkilerin para ile belirlendiğini, paranın her şeyden önemli olduğunu ve toplumsal ilişkileri nasıl da doğrudan etkilediğini gösterir.

Gregor’un kız kardeşiyle ilişkisi de pek iyi değildir. İlk zamanlarda Gregor’a yardım eden ve onunla ilgilenen kız kardeşinin ona karşı tavrı zamanla değişir. Çalışmaya başlar ve ekonomik bağımsızlık kazanır. Artık ekonomik güce sahip olduğ için Gregor’a olan tutumunda da değişiklik meydana gelir. O da anne ve babasına katılır ve Gregor’u istemez.

ZEYNEP DEMİR

 

BEYAZ GEMİ’NİN ARDINDAN

 “ Onun iki masalı vardı. Biri kendisinindi ve başka kimse bilmezdi. Ötekini ise dedesi anlatmıştı ona. Sonra ikisi de yok olup gitti…”

Boynuzlu Maral Ana’nın hayaline sığınan ve yaşadığı tüm haksızlıkları küçük çocuk kalbiyle isimler ve ruhlar bahşettiği kayalarına anlatan, büyük bir dağın yamacına çıkıp eskimiş bir dürbünle o bembeyaz, gri dumanları tüten ve heybetle yüzen Beyaz Gemi’yi seyreden ufak bir çocuğun masalı Beyaz Gemi.

Cengiz Aytmatov hiçbirimizin yabancısı olmadığıçocuk ruhundan tüm insanlığın adaletsizliklerini, hüzünlerini, nankörlüklerini ve en çok da nasıl ve kime karşı, hangi şartlarda olursa olsun haksızlığa karşı dik durabilmeyi anlatıyor bizlere.

Dünden bugüne ve geleceğe sadece Bembeyaz bir Gemi’nin suretinde sesleniyor.

Efsaneler, masallar ve halk hikayeleriyle insanın insan olabileceğini ve geçmişine bağlanabildiği ölçüde medenileşebileceğini anlatıyor.

Yaşamın güzelliklerine ve içindeki masumiyete hala bakabilmeyi bilenlerin okumaktan büyük keyif alacakları bir öykü Beyaz Gemi..

İnsandaki çocuk vicdanı, tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez,gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır.”

AYŞENUR ATEŞ

 

SUÇU DOĞURAN HASTALIK

İnsanoğlu ilk çağlardan beri istekleri ve ihtiyaçları doğrultusunda yaşamını sürdürmüştür. Bazı zamanlarda istekleri ağır bastığında ise isteyerek veya istemeyerek de olsa hatalar yapmıştır. Bazen hırsızlık yapmış bazen de adam öldürmüştür. Kimi zaman Habil ve Kabil’de olduğu gibi öz kardeşini bile gözünü kırpmadan öldürebilmiştir.

Suç ve Ceza‘da buna çok güzel bir örnektir. Raskolnikov‘un yaşlı kadının parasını çalmak için onu öldürmek istemesi sonucunda çok ağır ve üzerinde derin düşünülmesi gereken bir psikolojinin içine girmiştir. Hatta Raskolnikov bu durumun kötü bir hastalık olduğunu bile düşünmüştür. Yaşlı kadını öldürmeden önce sürekli kötü rüyalar görmüş, rahat uyuyamamıştır.

Kendimizi onun yerine koysak biz de aynı durumda olurduk. Zira bir insanı öldürmek yazıldığı kadar kolay bir iş değildir. Örneğin sevdiğiniz bir insanı düşünün. Bir süre önce sizinle konuşurken şimdi olmaması ne kadar acı vericiyse de o kişiyi sizin öldürmüş olmanızla içinizde oluşacak vicdan azabı kıyaslanamayacak kadar çoktur.

Nitekim Raskolnikov da çevresindekilerin sürekli kendisine baktğını ya da herhangi küçük bir olayda bile tutuklanacağını düşünmesi suçluluk psikolojisinin ve vicdan azabının sonucudur. Bu vicdan azabı ve suçluluk Raskolnikov’u intiharın eşiğine bile götürmüştür. Ama hiçbir suç cezasız kalmadığı gibi Raskolnikov’un cezası da gecikmemiştir. Şimdiyse yazımı Suç ve Ceza’dan bir parçayla bitirmek istiyorum

” Vardığı kanıya göre, irade ile bilincin zayıflaması kişiyi bir hastalık gibi sarmakta, yavaş yavaş gelişerek suçun işlenmesinden az önce en yüksek derecesine çıkmaktadır. Bu hastalık suç anında ve suç işlendikten bir süre sonra da aynı biçimde sürer, sonra da her hastalık gibi geçer. Şimdi asıl mesela şu:

Suçu doğuran hastalık mıdır, yoksa suç mu doğasındaki bazı özelliklerden dolayı her zaman hastalığa benzer bir şey doğurur? ”

    Elifnur YILMAZ