Aptal Kedi…

APTAL KEDİ

Ayaz yanaklarını, çenesini, burnunu yakıp geçerken birkaç adım öne gitti. Ardından birkaç adım geri. Sonra yine ileri. Bu böyle devam etti.

Daha demin bir kedi ölüsü görmüştü yolun kenarında. Aslında ölü olduğundan bile emin değildi, yolun kenarında uyuyakalmışa benziyordu daha çok. Kedilerin alışkanlıklarını pek bilmezdi ama, vızır vızır trafiğin kenarında uyuyacaklarını da sanmıyordu. Gri bir kediydi, fazla iri değildi. Tüyleri yitip gitmek istercesine kendini rüzgara bırakmıştı. Sadece bir an gözüne çarpmış da olsa, kedinin bu hali dünyasını olduğundan daha kasvetli bir şekle büründürmüştü.

İşte şimdi olduğu yerde sabırsızca beklerken de aklında olan tek şey o kediye ne olmuş olabileceğiydi. Çözüm basitti, gidip tekrar bakabilirdi. Çok uzak değildi, birkaç saniyede kedinin yanında olabilirdi.

Beklemeyi seçti.

Çünkü, yardım etmesi gerekebilirdi.

Her zamanki toptancı servisi markete getirdiği malları bırakıp gitti. Tombul kadın söylene söylene çocuğunun ellerinden tutarak önünden geçti. Çocuğun çantası kadının omuzlarındaydı. Liseli kızları beklemeye koyuldu, birkaç dakika sonra onlar da önünden okullarına doğru yürüyüp gitti.

Gözlerini ağır ağır ilerleyen bulutlara çevirdi. Dünya onun etrafında dönüyormuş gibiydi, o mükemmel düzene karışmış, denizdeki bir damla misali, iradesizdi.

Kuşların sürü sürü uçuşlarını izledi bir süre. Güneş ışıkları onları simsiyah görmesine neden oluyordu. Rüzgar esince atkısını burnunu örtecek şekilde düzeltti, elleri ceplerinde beklemesine kaldığı yerden devam etti.

Bir şarkıyı mırıldanıyordu şimdi. Bulutlar aklının içinde dönüyormuş; sanki yıllardır penceresi açılmamış bir evi havalandırıyormuş gibi, rüzgar bedeninden ziyade aklına ferahlık veriyor, üşütüyordu. Mırıldandı, mırıldandı.. Başından sonuna kadar ezbere bildiği şarkının nedense aynı cümlesine takılıp kalmıştı, her söyleyişi bir öncekinden de hüzünlü bir hal alıyordu. Söyledikçe genişleyen yüreği bir yandan da daralıyor gibiydi. Söyledikçe gökyüzü ruhuna aksederken, kediye bakma isteği karşı konulmaz oluyordu. Halbuki kediye bakmak istemiyordu..

Tekrarladıkça tekrarladı şarkıyı, artık ritimden tamamen uzak bir sözdü dudaklarındaki. Kendini sorguluyordu sanki, alıp veremediği bir şeyler var gibiydi. Bağırarak söylemek, haykırmak istiyordu kendi kulaklarına.

Böyle olurdu bazen. Şarkılar soyutlanırdı müziğinden, söyleyenin sesinden. Kelimeler kalırdı geriye zihninde, bir dönme dolap gibi işlerdi. Hesaplaşırdı zihnindeki tilkilerin kelimeleriyle. Sonra şarkının kelimelerinin midesi bulanırdı. Zihin ruhuna ulaşamadan o kelimeleri defetmek isterdi. Kusardı. Mesela bir kedi ölüsü direnebilirdi zihnine karşı. Vücudu hareket etmese de zorlanırdı aklının siyahlaşmış yerleri, çekip alamazdı sağduyunun esintisinden onu.

Kediye bakmak üzereydi. Ayakları harekete geçmiş, canlılara karşı ördüğü kabuğunda ufak bir çatlak oluşmuştu. Tatlı bir esinti kaplamıştı içini. Birkaç adım ilerledi.

Ama, bu böyle devam etmedi.

Servisi tam önünde durup kapısını emreder şekilde ona açmıştı. Birkaç saniye durakladı, ne yapmalı?

Kedinin ardında bulunduğu kaldırıma doğru bir göz attı, tabii ki de kediyi göremiyordu ancak bir karar vermesi gerekiyordu. Bu kadar mücadele boşuna olamazdı, kabuk bir kez çatlamıştı.

Ve o anda, uzaktaki o kaldırımda bir hareketlenme oldu. Bir kuyruk göründü önce, gri ve yer yer siyah çizgileri olan. Ardından bir kedinin o aşina vücudu. Kendini rüzgara bırakmış tüyler şimdi rüzgara karşı dimdiktiler. Göremediği ayaklar miskin miskin ilerliyordu.

Kaşlarını çattı. Servisine adım atarken ağzından hayal meyal tek bir cümle çıktı, “Aptal kedi..”

Ayşenur ATEŞ Aralık/2017  ANKARA