Bir Ihlamurluk Mutluluk

Bir  Ihlamurluk Mutluluk

Bir saatten beri vücudunu tüm yorgunluğuyla yasladığı ıhlamur ağacının rüzgarın en küçük bir kıpırtısıyla hemencecik salıverdiği kokusu ciğerine doldukça yüreğinde tarifini yapamadığı duyguların canlandığını hissediyordu. Geçmiş zamanların birinden gelen bir esinti veyahut müjdelenmemiş mutlulukların fısıltısı.

Yemyeşil bir fidan boynunu zarifçe güneşe çevirmişti.

Bir anda gelen ve geldiği gibi bir anda gidiveren esintiler de olmasa, şu ağaçların yaprakları bu denli çok olmasa ve bu denli konuşmasa, sessizlik düşüncelerini çatlatabilirdi. Ve çatlaktan karanlık sızardı, ışık girerdi. Ihlamur ağacı bir anlık gölgelenirdi. Karanlığını aydınlatırdı ışık, düşünceleri bir anlık esintiye tutunur uzaklara savrulurdu.

Silkelendi. Yine aynı şeyi hissediyordu. Rüzgar hafifçe esiyor, ıhlamur çiçeklerine değiyor, topluyor kokuları. Rüzgarın parmakları boynunda, gıdıklıyor yavaşça. İnce telli saçlarının arasından geçişi kolay oluyor, her şey ne de yavaş işliyor!

Gözleri yavaşça kapanıyor. Rüzgarın lezzetini düşünüyor. Rüzgarın lezzeti mi olur? Oluyor ya işte, olmuyorsa nedir bu ciğerlerine inen bahar telaşı? En mutlu anına gidiyor ama hatırlamıyor bile. Kanına yavaşça mutluluk doluyor, dudakları bir bebeğin uykusunun en nazlı yerinde gülümsemesi kadar masum bir ifadeye bürünüyor. İçinde ince bir ip dolanıyor sanki, tutsa ucunu sonu mutluluk. Yakalasa ipi bir şey hatırlayacak.

Kaşlarını çatıyor. Bir mücadeleye girişiyor içinde. Ne olursa olsun yakalayacak o ipi. Öylesine kaptırmış ki kendini, içinde yepyeni odalar açıyor bilmeden, daha önce hiç görmediği halıların altından geçiriyor ipi ve unutuyor. Halının üstüne, tam ipin olduğu yere basıyor ve ipi hissetmeden bir diğer odaya geçiyor. Yumruklarını sıkıyor, kızarıyor tırnaklarının battığı avuç içleri. Hırslanıyor bulamadıkça, daha iyi saklıyor aradıkça.

İstemsizce nefesini verdiğinde  ne kadar uzun süre içinde tuttuğunu merak etti. Yüreği yorulmuştu bu kovalamacadan. Bir ağırlık çöktü üstüne, kolları tonlarca ağırlık kaldırmışçasına ağrımıştı, iki yanına bırakıverdi onları. Biraz dinleneyim dedi, içinden. Sonra devam edeceğim.

Biraz dinlendi.

Ve bir derin nefes daha aldı. Şimdi güneş batmaya yüz tutmuştu. Şeftali rengi bir kızıllık süslüyordu göğü, rüzgar da durmuştu. Şeker tadı alıyordu havadan. Şurup gibi, tatlı kokular oynaşıyordu her yanda. Uykusunu getirmişti doğanın bu hali. Biraz daha yayıldı oturduğu yere.

Başını kaldırıp göğe baktı. Kim bilir kimlerin ne ince iplerini ellerinde tutan bu küçük ıhlamur çiçeklerini de görüyordu göz ucuyla. En tepedeki yapraklar nazlı nazlı salınırken kokuları asla ulaşamayacağı yerlere savruluyordu.

Adam akıllı uzanıyordu şimdi, gözleri gökte. Neden sonra kendi kendine eliyle boşver manasına gelen bir hareket yaptı. Tüm yorgunluğuyla gülümsedi.

Bir ıhlamur kokusu kadar mutluluk ona yeterdi.

Ayşenur ATEŞ      KASIM/2017    ANKARA