ÇEKMECE

           ÇEKMECE

Düşlerimde ablamı hep o kocaman cepli paltosunun içinde görürüm. Yuvarlak pasparlak gözlükleri içinde yerinde duramayan gözleriyle… Heyecanlı ellerimi daha fazla tutabileceğimi düşünmezken bana ‘Hadi seç!’ der ve küçük ellerimi hemen o kocaman ceplere daldırırım. Şöyle bir karıştırdıktan sonra içindekilerden birinde karar kılarım ve onu sımsıkı kavrarım. Bu sefer hangi ilginç şeyi tuttum diye düşünmeden edemem ve belki de çekmecemdeki bu üç beş eşyanın gerçekten ablamın cebindeki eşsiz pek çok eşyadan biri olmasını dilediğimden ne tuttuğumu gayet iyi bildiğim halde hiç olmayacak şeyler tutmuşum gibi tahmin etmeye çalışırım.

Bazen teyzemin artık kullanmadığı için bana verdiği kelebekli tokamı kristal bir bronş olarak hayal eder ve kapalı gözlerim içinde parlamasına izin veririm. Komşumuzun düğününde dağıtılan küçük şeker kutusunu, sanki üç başlı bir papağan tarafından korunan bir hazine sandığı gibi hayal eder; çekmecemdeki bisiklet anahtarımın da sandığın anahtarı olduğunu düşünürüm. Amcamlar bize geldiği zaman kuzenimin bana oyun hamurundan yaptığı küçük insan kafasını, daha önce bir çizgi filmde gördüğüm geline benzeyen bir iskelet gibi düşünür ve bir anlık dehşete kapılırım. Bazen de ilk düşen alttaki orta dişimden beri sakladığım bütün dişlerim elime gelince onları rüzgarlı bir günde bahçedeki söğütümden dökülen tatlı şekerlere benzetirim.

İşte o günlerden birinde tam da masama sırtüstü yatmıştım ki elime daha önce hiç dokunmadığım yumuşacık bir şey ilişti. Gözlerimi korkuyla açtığımda kendimi odamda bulamadım.

 

Devam edecek…

Aslı Beyza Tütüncü Ekim/2017 ANKARA